İSTANBUL
TOPKAPI SARAYI:
15-19 uncu yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezinde bulunan Topkapı
Sarayı, labirentleriyle, Boğaz, Haliç ve Marmara Denizi'nin sularının karıştığı
noktada, bir kara parçası üzerinde yer almaktadır. Yeni sarayın (Topkapı Sarayı'nın)
yapımına 1466'dan sonra başlanmış ve Fatih ölmeden birkaç sene önce 1478'de
tamamlanmıştır. Bu saray diğer Avrupa Sarayları gibi tek bir binada olmayıp
çeşitli köşk ve dairelerden oluşmuştur. İlk olarak yapılan Çinili Köşk Sırça
Saray'dır ve 1472'de bitmiştir. Orta Asya mimarisi karakterinde ve iki katlı
köşk 1875'te Arkeoloji, 1908 senesinde de Türk İslam Eserleri Müzesi olmuştur.
1953'te ise Fatih Eserleri Müzesi olarak açılmıştır. Çinili Köşkü, Kubbealtı
Arzodası, Hasoda, Hazine, Kiler ve Seferliler gibi koğuşlar, mutfakların bir
kısmı, hastalar odası, hamam şimdi kütüphane olan Ağalar Cami, ahır ve diğer
binaların yapımı izlemiş ve son olarak da yapı 1478'de Saray surlarının ve Bab-ı
Humayun denen Sultanahmet yönündeki asıl kapının inşaatı ile tamamlanmıştır.
Fatih devrinde ortalama 750 kişi olan saray halkı gittikçe artmış ve XIX. yüzyılda
normal günlerde 5000, bayram günleri gibi fevkalade zamanlarda ise 10.000'i
bulmuştur. Bu sebeple bu saraya zamanla yeni yeni ilaveler yapılmıştır.
Topkapı Sarayı Harem kısmı III. Sultan Murat devrinde 1574 - 1595 yıllarında
yapılmış ve ondan sonra Beyazıt'daki harem halkı buraya nakledilmiştir. XIX.
yüzyıl başlarında harem halkı 474 kişi idi. Harem'e girerken Kızlar Ağası Dairesi
ve onun üst katında da küçük şehzadelerle Sultanlar için Şehzadeler Mektebi
vardı. Sarayda zamanla Enderun Mektebi, Hekimbaşı Odası, Enderun Eczanesi, iç
avlulardaki köşklerle Sarayburnu sahillerinde yazlık köşkler yapılmış, mutfaklar,
ahırlar genişletilmiş, yeni yeni cami ve kütüphaneler ilave edilmiştir.
DOLMABAHÇE
SARAYI
19. yüzyılda Sultan I. Abdülmecit tarafından yaptırılan Dolmabahçe Sarayı'nın
cephesi Boğaz'ın Avrupa kıyısında 600 m boyunca uzanmaktadır. Dolmabahçe Sarayı,
Avrupa sanatı üsluplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa
edilmiştir. Sultan Abdülmecit'in mimarı Karabet Balyanın eseridir. Osmanlı Sultanlarının
her devirde birçok sarayı bulunurdu. Ancak esas saray Topkapı, Dolmabahçe Saraylarının
tamamlanmasından sonra terk edilmiştir.
Dolmabahçe Sarayı üç katlı, simetrik planlıdır. 285 odası ve 43 salonu vardır.
Denizden 600 metrelik bir rıhtımı, kara tarafında ise birisi çok süslü iki abidevi
kapısı vardır. Bakımlı ve güzel bir bahçenin çevrelediği bu sahil sarayının
ortasında, diğer bölümlerden daha yüksek olan tören ve balo salonu yer alır.
Büyük, 56 sütunlu kabul salonu 750 ışıkla aydınlanan 4.5 tonluk muazzam kristal
avizesi ile ziyaretçileri hayrete düşürür. Sarayın giriş tarafı Sultanın kabul
ve görüşmeleri, tören salonunun diğer tarafındaki kanat ise harem bölümü olarak
kullanılmıştır. İç dekorasyonu, mobilyaları, ipek halı ve perdeleri ve diğer
tüm eşyası eksiksiz olarak, orijinaldeki gibi günümüze gelmiştir. Dolmabahçe
Sarayı mevcut hiç bir sarayda bulunmayan bir zenginlik ve ihtişama sahiptir.
Duvar ve tavanlar devrin Avrupalı sanatkarlarının resimleri ve tonlarca ağırlığında
altın süslemeleri ile dekore edilmiştir. Önemli oda ve salonlarda her şey aynı
renk tona sahiptir. Bütün zeminler birbirinden farklı, çok süslü ahşap parke
ile kaplıdır. Meşhur Hereke ipek ve yün halılar, Türk sanatının en güzel eserleri,
birçok yerde serilidir. Avrupa ve Uzak doğunun ender dekoratif el işi eserleri
sarayın her yerini süsler. Pırıl pırıl kristal avize, şamdan ve şömineler sarayın
pek çok odasında güzelliklerini sergiler. Dünyadaki saraylar içerisinde en büyük
balo salonu buradakidir. 36 m. yüksekliğindeki kubbesinden ağırlığı 4.5 ton
olan devasa kristal avize asılı durur. Önemli siyasi toplantılarda, tebrik ve
balolarda kullanılan bu salon, önceleri alttaki, fırına benzer bir düzen ile
ısıtılırdı. Saraya kalorifer ve elektrik sistemi daha sonraları eklenmiştir.
Altı hamamdan Selamlık bölümündeki, eşi olmayan, güzel oymalı alabaster mermerleri
ile dekorludur. Büyük salonun üst galerileri orkestra ve diplomatlar için ayrılmıştır.
Uzun koridorlar geçilerek varılan harem bölümünde, sultan yatak odaları ve sultanın
annesinin bölümü ile diğer kadın ve hizmetkarlar bölümleri bulunmaktadır. Sarayın
kuzey eklenti bölümü şehzadelere tahsis edilmiştir. Girişi Beşiktaş semtinde
olan yapı Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet vermektedir. Cumhuriyet döneminde,
Atatürk'ün İstanbul ziyaretlerinde ikametgah olarak kullanıldığı sarayda en
önemli olay, 1938'de Atatürk'ün ölümüdür. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün
açıktır.)
ÇIRA?AN SARAYI
Haliç ve Boğaziçi'nin en güzel yerleri sultanlar ve önemli kişilere saray ve
köşkleri için tahsis edilmişti. Zaman içinde bunların bir çoğu yok olmuştur.
Büyük bir saray olan Çırağan 1910 yılında yanmıştır. Önceki bir ahşap sarayın
yerinde 1871 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimar Serkis Balyan'a
yaptırılmıştı. Dört yılda dört milyon altına mal olan yapının ara bölme ve tavanı
ahşap, duvarlarda mermer kaplıydı. Taş işçiliğinin üstün örnekleri sütunları,
zengin döşenmiş mekanlar tamamlardı. Odalar nadide halılarla, mobilyalar altın
yaldızlar ve sedef kalem işleri ile süslüydü. Boğaziçi'nin diğer sarayları gibi
Çırağan da birçok önemli toplantıya mekan olmuştu. Renkli mermerle süslenmiş
cepheleri, abidevi kapıları vardı ve arka sırtlardaki Yıldız Sarayına bir köprü
ile bağlanmıştı. Cadde tarafı yüksek duvarlar ile çevriliydi. Yıllar boyu harabe
halinde duran kalıntı büyük tamirler sonunda yeniden ihya olmuş, yanına ilave
edilen eklentiler ile 5 yıldızlı, güzel bir otele dönüştürülmüştür.
BEYLERBEYİ SARAYI
Boğaziçi Köprüsü Asya kulesinin dikili olduğu Beylerbeyi, Bizans'tan beri saraylara
tahsis edilmiş güzel bir semttir. Beylerbeyi Sarayı 1861-1865 yıllarında, eski
ahşap bir sahil sarayının yerinde Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır.
Cephe ve iç dekorasyonda Doğu ve Türk motifleri, Batı süs öğeleri ile birlikte
kullanılmıştır. Dolmabahçe Sarayı'nın havasını taşıyan üç katlı yapı, harem
ve selamlık bölümlerini oluşturan 26 oda ve altı salondan ibarettir. Bu küçük
sarayın içi her biri küçük çapta bir servet olan Bohemya avizeleri, Yıldız imalatı
çiniler ve seramik vazolarla süslenmiştir.Yaldızlı mobilyaları ile nefis halıları
buraya ayrı bir güzellik vermektedir. Otantik mobilyalar, halılar, perdeler
ve diğer eşyalar olduğu gibi korunmuşlardır.
Denize bakan cephe süsleri, bakımlı bahçe ve orta bölümdeki havuzlu salon ile
spiral merdivenler dikkat çeken yerlerdir. Arka yamaçta bir büyük havuz, teraslar
ve türünün güzel örneği at ahırları yer almıştır. 1970'li yıllara kadar kullanılan
eski yol bir tünel saray bahçesinin altından geçerdi. Sahilde iki küçük seyir
köşkü bulunan sarayda devlet misafirleri de ağırlanırdı. (Pazartesi ve Perşembe
hariç her gün açıktır.)
YILDIZ SARAYI
Boğaziçi'ne hakim tepeler ve vadileri kaplayan geniş alan üzerine serpiştirilmiş,
yüksek duvarların çevrelediği avlular içerisinde köşkler, bahçeler kompleksidir.
İstanbul'un bu ikinci büyük sarayı günümüzde değişik hizmetlere ayrılmış, bölünmüş
durumu ile gelmiştir. Yıldız Sarayı, III.Selim'in annesi Mihrişah Sultan tarafından
ilk yaptırılan bir köşkler bütünüdür. II.Mahmut Yıldız adını verdiği ikinci
bir köşk yaptırmış, bu isim daha sonra Abdülmecit, Abdülaziz ve Abdülhamit'in
hükümdarlığında yaptırılan bütün gruba geçmiştir. Sultan Abdülaziz zamanında
köşkler çoğalmaya başlamış, Malta, Çit, Çadır, Şale Köşkleri yapılmış, koru
usta bahçıvanların elinde bakir görünüşüne dokunulmadan düzenlenmiştir. Sultan
Abdülhamit, burada 32 yıl yaşamış, 33 yıllık saltanatında, şehir içinde şehir
gibi olan bu korunaklı sarayı resmi daire ve haremi olarak kullanmıştır. Yönetim
Kısımları'na ek olarak Yıldız Sarayı'nda birçok bölüm ve bir de cami bulunmaktadır.
19 uncu yüzyılın sonunda, II. Abdülhamit zamanında tamamlanmıştır. Yapıların
en büyük ve zarifi Şale, sultanların nasıl bir lüks içinde yaşayıp eğlendiklerini
göstermektedir. Dünyanın her yöresinden getirilen çiçekler, ağaçlar ve bodur
bitkilerle bezeli büyük saray parkından Boğaz'ın panoramik görüntüsü çok güzeldir.
Restorasyon çalışmaları nedeniyle sadece Şale ve park halka açıktır. (Pazartesi
ve Perşembe hariç her gün açıktır. )
Kız
Kulesi
İstanbul'un sembolü olan Kız Kulesi, Boğaz girişindeki kayalık üzerine kurulmuş
küçük, şirin bir kuledir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak
kullanılan kule günümüzde turizme tahsis edilmiştir. Batı kaynakları burayı
sevgilisi Hera'ya kavuşmak için yüzerken boğulan Leandros'un kulesi olarak tanıtır.
Bir diğer hikayeye göre de burası, kızının yılan tarafından sokulacağını rüyalarında
gören İmparatorun, emniyette olması için genç kızı yerleştirdiği kule idi. Meyve
sepeti içinde gelen yılan trajediye sebep olur.
Galata Kulesi

Bizanslıların Cenevizliler aleyhine hareketlerine karşılık, Cenevizliler tarafından
yapılmıştır. Bölgeyi her türlü saldırıdan korumak için de bu kuleyi yaptırmışlardı.
Kulede büyük sahanlığa kadar duvar içinde dönerek çıkan bir taş merdiven vardır.
Son yıllarda 1967'de restore edilmiş, içine asansör konmuş, diğer katlarına
da lokanta yapılmıştır.
Beyazıt Kulesi
Bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının bulunduğu yerdeki yapı (eski
saray), II. Mahmut devrinde Milli Savunma Bakanlığı (Seraskerlik) olarak kullanılmıştır.
Seraskerliğin avlusundaki ahşap kule, yangın gözcüleri için uzun süre varlığını
sürdürmüştür. II. Mahmut, daha güzelini yaptırtmak için bu kuleyi yıktırmıştır
ve kitabesine göre, onun emri ile, 1828 yılında Serasker Hüseyin Paşa tarafından
o devrin mimari özelliklerini yansıtan, kagir bir kule yapılmıştır. 50 m yüksekliğindeki
bu abide, belirgin kütlesiyle, kente karakteristik bir çizgi kazandırmaktadır.
Ahşap bir merdivenle çıkılan yukarıdaki sahanlık, şehrin büyük bir kısmını kuşbakışı
seyretme olanağı sağlar.
HİSARLAR
Üçgeni andıran eski İstanbul yarımadasının etrafı 5. yüzyılda Roma döneminde
yapılan, 22 km.yi bulan surlarla çevrilidir. Byzantion şehir sitesi, kurulmasından
itibaren batı yönüne doğru genişleyerek 4 defa yeni surlarla çevrilmiştir. Marmara
Denizi ve Haliç kıyıları da tek sıra fakat güçlü surlarla çevrili idi. Şehrin
akropolisini çevreleyen surlardan, 3. yüzyılda yapılmış İmparator Septimus Severus
ve 320'de Büyük Konstantin'in yaptırdığı 3. sur tamamen yıkılmıştır. Kara surları
deniz kıyısından başlayarak tepeleri ve vadileri geçerek Haliç surlarına iner.
Yedikule
Bu surlardaki en görkemli kapı, Marmara Denizi'ne yakın olan "Altın Kapı"
idi. Bu İmparator merasim kapısı, iki mermer kule arasında zafer takı gibi yerleştirilmişti.
Zaferden dönen ordular, İmparator ve erkanı şehre bu kapıdan girerdi. Burayı
çevreleyen Türk devri eseri 5 kule ilavesi ile 7 kule, bir iç kale haline sokulmuştu.
Zaman içerisinde hazine, depo ve elçi hapishanesi olarak kullanılmış iken, günümüzde
enteresan girişi ve "Altın Kapı" kuleleri ile şehrin bir diğer müzesidir.
Yaz aylarında çeşitli etkinlikler ve konserler yapılmaktadır.
Anadolu Hisarı
Karadeniz'in tek çıkışı Boğaziçi'nin Asya kısmında yer alan hisar, 1390'lı yıllarında
Sultan Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Karşı kıyıdaki Rumelihisarı ile birlikte
Boğaziçi transit geçişinin tam kontrol altında tutulması sağlayan bu küçük kale,
burçlarına yaslanan eski ahşap evler ve civarı ile pitoresk bir manzara oluşturur.

Rumeli Hisarı
İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasındadır. Bizans'a kuzeyden yardım gelmesini
önlemek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452 yılında yaptırılmıştır.
Üç büyük kule yapımını üstlenen Çandarlılı Kara Halil, Saruca ve Zaganos Paşaların
adlarıyla anılır.
KÖŞKLER, KASIRLAR
Küçüksu
Kasrı
Yazlık olarak kullanılan saray, 19 uncu yüzyılın ortasında I. Abdülmecit tarafından
yaptırılmıştır. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)
Aynalı Kavak Yazlık Köşkü
Aynalı Kavak Yazlık Köşkü 18 inci yüzyılda yapılmış ve daha sonra çeşitli sultanlar
tarafından restore ettirilmiştir. 1718'de takılan, bir kısmı Venediklilerden
hediye aynaları nedeniyle bu ismi aldığı sanılmaktadır. Haliç üzerindeki saray,
geleneksel Türk mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. (Pazartesi ve Perşembe
hariç her gün açıktır.)
Ihlamur Köşkü
19 uncu yüzyıl yaptırılan Ihlamur Köşkü ismini bahçesinde yetişen ıhlamur ağaçlarından
almıştır. Şimdilerde İstanbul'un ortasında yer alan bu köşk eskiden şehrin dışındaydı.
Merasim Köşkü resmi törenler için kullanılmaktayken, Maiyet Köşkü sultanın maiyetini,
bazı hallerde de saraydan gezinti için ayrıldıklarında haremini barındırmıştır.
(Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)
Maslak Köşkü
Sultan Abdülaziz tarafından av evi olarak tasarlanan Maslak Köşkü, 19 uncu yüzyıl
Osmanlı süsleme sanatının kayda değer en güzel örneklerini taşımaktadır.(Pazartesi
ve Perşembe hariç her gün açıktır.
Hipodrom
Günümüze çok az kalıntıları ulaşan Roma devri önemli yapıları ve abideleri,
Hipodrom çevresinde inşa edilmiştir. "Büyük Saray" diye bilinen İmparatorluk
Sarayı Hipodromun yanında başlar, aşağılara, deniz kenarına kadar uzanırdı.
Bu saraydan günümüze bir büyük salonun yer mozaik panosu gelebilmiştir. Semt
Bizans ve Türk devirlerinde de merkezi önemini devam ettirmiştir. İstanbul'un
en önemli abideleri Ayasofya, Sultan Ahmet Cami, Türk ve İslam Eserleri Müzesi,
Yere Batan Sarnıcı burada, Hipodromun çevresindedir. Hipodromdan günümüze Theodosius
Dikilitaşı, Konstantin Sütunu (Örme >Dikilitaş), Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun)
kalmıştır.
Theodosius
Dikilitaşı:
Anıt aslen eski Mısır eseridir. M.Ö. 1547 yıllarında Firavun III. Tutmosis adına
Heliopolis'de dikilmiştir. Pembe granitten ve yekparedir. Üzerinde Hiyeroglif
yazısı ile II. Tutmosis'in zaferleri yazılmıştır. 390 yıllarında Bizans İmparatoru
I. Theodosius tarafından İstanbul'a getirilerek Hipodroma dikilmiştir. Kaidedeki
kabarmalar üzerinde I. Theodosius, oğulları, karısı, Arkadios, Honorios ile
İmparator II. Valantinianus görülür. Ayrıca Hipodrom sahneleri ve anıtın dikilişini
gösteren tasvirlerde vardır.
Gotlar Sütunu
Topkapı Sarayı dış bahçesinde, Gülhane Parkı Sarayburnu girişinde bulunan ve
Roma Devri'nden günümüze hiç değişikliğe uğramadan gelen çok eski bir anıttır.
3. veya 4. yüzyılda dikilmiş olan bu sütun, yüksek kaide üzerinde duran 15 m.
boyunda yekpare mermerden ibarettir. Sütun başı korint üslubunda kartal arması
ile süslüdür. Gotlar'a karşı kazanılan zaferden bahseden kitabe satırlarından
dolayı abide "Gotlar Sütunu" adıyla da anılır.
Çemberlitaş (Konstantin Sütunu)
MS 330'da Başkentin Roma'dan İstanbul'a nakli sebebi ile kentin ikinci tepesindeki
büyük oval bir meydan ortasında, Konstantin'in şerefine dikilmiş olan ve Çemberlitaş
sütunu olarak da bilinen bu abide orijinalinden daha kısa olarak günümüze gelebilmiştir.
Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun)
Bu sütun Delphi'deki Apollon Tapınağı'ndan 4.yüzyılda İstanbul'a getirilmiştir.
İstanbul'daki en eski anıtlardan birisidir. Orijinalinin M.Ö. 409' da yapıldığı
bilinmektedir. Birleşmiş olan çeşitli Yunan sitelerinin Persler'e galip gelmesi
üzerine Pers ordusunun silahlarının eritilip dökülmesinden meydana getirilmiştir.
M.S. 12. yüzyıldaki Latin kavimlerinin İstanbul'u yağmalaması sırasında, sütunun
tepesinde bulunan üç yılan başından ikisi kaybolmuş, diğeri ise günümüze dek
ulaşabilmiştir. Bu yılan başı bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergilenmektedir.
Beyazıt Meydanı
İmparator Theodosius devrinde MS. 393 yılında şehrin en büyük meydanı olarak
inşa edilmiştir. Ortasındaki dev boyutlu zafer takının üzerinde yer alan bronz
boğa başlarından dolayı buraya "Form Tauri" meydanı(Boğa Meydanı)
ismi verilmiştir. Üzerinde İmparatorun da heykeli yükselen zafer takından günümüze
bir kaç mermer blok ve sütun kalmıştır. Kuzeyde, Fatih'in yaptırdığı ilk sarayın
yerinde İstanbul Üniversitesi bulunmaktadır. Üniversite girişini oluşturan anıtsal
kapı ve bahçedeki yangın kulesi 19. yy yapılarıdır. Meydanı süsleyen ve adını
veren 15. yüzyıl Beyazıt Camii, kalabalık ve hareketli Kapalı Çarşının komşusu
olup, buraya ait külliyeden günümüze medrese, hamam ve dükkanlar kalmıştır.
Sultanahmet Çeşmesi (III. Ahmet Çeşmesi)
Topkapı Sarayı'nın Bab-ı Hümayun kapısı önündedir. Binanın dört cephesindeki
taş ve bronz işçiliği yazılar kadar tahta saçakların süsleri birer sanat şaheseridir.
Çeşme, klasik dönemin sade çizgilerinden sıyrılmış, hatların zarafeti, zenginlik
ve güzelliği ile emsalleri arasında sivrilmiştir.
Üsküdar III. Ahmet Çeşmesi
Üsküdar'da iskele meydanında yer alır. 1728'de yapılmıştır. Ahşap çatılı ve
dört yüzlü bir meydan çeşmesi olup mimarlık, hattatlık, taş işçiliği ve şiir
sanatının bir şaheseridir.
Alman Çeşmesi 
Sultanahmet meydanında parkın içindedir. Alman İmparatoru II. Wilhelm'in İstanbul'u
ikinci ziyaretinin anısı için bütün kısımları ile Almanya'da yapılmış ve İstanbul'a
getirilerek hazırlanan kemerlerin üzerlerine konmuştur. 20'inci yüzyılın ilk
günü olan 1 Ocak 1901'de açılış töreni yapılan bu çeşmenin üç kubbesi altın
mozaik kaplıdır.
Tophane Çeşmesi
Tophane Meydanındadır. 1732'de I. Mahmut tarafından Hassa Baş Mimarı Mehmet
Ağa'ya yaptırılmıştır.
İstanbul'un ünlü camileri arasında Sultanahmet Cami, Süleymaniye Cami, Rüstem
Paşa Cami, Fatih Cami, Eyüp Cami, Yeni Cami, Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Mihrimah
Sultan Cami sayılabilir.
CAMİ VE KİLİSELER
Kente pek çok kilise ve manastır faal durumdadır. Bir kısmı ise cami haline
dönüştürülmüştür. Studios Manastırı Kilisesi , Sergios-Bakhos Kilisesi, Aya
İrini Kilisesi, Pantokrator Manastırı Kilisesi, Vefa Kilisesi (Hagios Theoderos),
Myrelaion Manastır Kilisesi, Aya Tekla Manastırı, Eski İmaret Cami (Pantepoptes
Manastırı Kilisesi), Kalenderhane Cami (Akataleotos Manastırı), Fenari İsa Cami
(Lios Manastır Kilisesi) ve Fethiye Cami (Pammakaristos Manastır Kilisesi) ünlüleridir.
Hazırlayan: Ege Bora Eşiz
istanbul gezi rehberi, istanbul görülecek yerler, istanbul kent rehberi |